VERSİYON 1
http://www.groups.yahoo.com/group/fantaziyazarlari
Falador: Avci bir elf (ayrica hikayemizin ekseninde olan bas kahraman).
Paasat: Falador`un tek dostu, son zamanlarda oklarinin etkisini kuvvetlendirmek icin iksirlerle ugrasan yari-elf bir avci.
Alazonda: Kasabanin buyucusu ve kehanet delisi.
Duldarin Ormanlari: Falador`un cocuklugundan beri vakit gecirdigi ve avcilik yaptigi yegane yer...
Kadohoj:Falador´un uzun yillar once olen arkadasi.
Written by: Pınar Yanardağ
Gumusi bir karanlik safagi golgeliyordu… Bir ucu Duldarin
Ormanlari`na bir ucu da vadiye uzanan eski dag patikasi,
kuzeybatida iri kayalarin ve durgun nehrin arasindan dibi sislerle
ortulmus, ufak bir kulubeye uzaniyordu…
Kapi gicirdayarak acildi ve bir erkek, elinde yayi, sirtinda ok
sadagi ile disari cikti…Av torbasi bir omzunda gevsekce
asiliydi...Ince yapisi, griye bakan kahverengi saclari, sivri ucu
kulaklari onun bir elf oldugunu anlamaya yeterdi...
*** *** ***
Derin, yesil gozleriyle havayi suzdu…Yuce daglara ugursuzca
yerlesmis sise bakarak: "Bugun av icin pek iyi bir gun degil…" diye
dusundu, ama sececek pek alternatifi de yoktu, son zamanlarda
kasabaya yalnizca avlarini satmak icin gidiyordu cunku kasaba halki
gittikce daha sacma hikayeler anlatmaya baslamisti: kehanetler,
tilsimlar, efsaneler… "Hepsi su Alazonda denen deli karinin basinin
altindan cikiyor…" diye dusundu. Paasat`a da gidemezdi, cunku o da
son zamanlarda avlanmak yerine kafayi iksirlerle bozmustu. Dikkatini
avlayacagi yarasalara vermeye calisti, boyle sacmaliklari dusunmek
bile vakit kaybiydi…
Kucuk patikadan yavas yavas ormana dogru yurumeye basladi, orman
hala karanlik ve sisliydi…
*** *** ***
Saatlerdir avlaniyordu ama sadece yedi yarasa
yakalayabilmisti...Gunes dogarak agaclarin tepesinden isik
kumelerini yaymaya basladi, Falador kisik sesle bir kufur savurdu…
Gundogumunun altin rengi loslugu, yarasa avlamasi icin elindeki son
sansi da aliyordu. Bu lanet yarasalar da neredeydi?
Gittikce ormanin derinliklerine dogru yurumeye basladi, gittikce
daha serin, daha karanliklasan, mecbur olmadikca gitmedigi
bolgelere… Genis yaprakli, yesil tomurcuklu agaclarin yerini ,
kasvetli ceviz agaclariyla kapkara yaprakli, urkutucu agaclar: mis
kokulu sumbullerin ve yemyesil cimenlerin yerini pis kokulu, kara
yosunlar almaya baslamisti…
Ormandaki en ufak degisiklige bile duyarli olan
Falador, tum dikkatiyle etrafi dinliyordu... Bu alisagelmedik, garip
sessizlik de neyin nesiydi? Sanki butun yarasalar gizli bir
anlasmaya varmislardi da uzaklara ucmustu ya da gizleniyordu…
Falador`un avlayabildikleri ise ormanda tek tuk gozuken - belki de
yolunu kaybetmis- yarasalardi...
*** *** ***
Falador sekizinci avininin ardindan yayini gerdi, okunu
hizla firlatti...Zamanlama mukemmeldi…Okun hedefi vurmasindan
saliseler sonra yarasanin urkutucu, tiz sesi tum ormanda yayildi…
Sekizinci avini da hemen torbasina koydu.
"Bir tane daha..." diye dusundu, ve son avi icin etrafi kollamaya
koyuldu…
Avlayacagi yarasadan baska birsey dusunmeksizin saatlerdir yuruyordu…
"Iste, orada!"
Sonunda bir yarasa daha gormustu iste, sinsi adimlarla hizla takibe
koyuldu. Orman`daki tek ses avci botlarinin kurumus yapraklar
uzerinde cikardigi melankolik sesti... Keskin gozlerini avinin
uzerinden bir an olsun ayirmiyordu…Yarasa sanki olan bitenden
haberdarmis gibi delice kanat cirpiyor, kacinilmazi geciktirmeye
calisiyordu...Falador avi icin uygun zamani kolluyordu, sonunda
yayini -suphe goturmez bir meydan okuyusla- gerdi, ve hedefine hizla
firlatti…
Ancak okunun hedefi vurup vurmadigini asla goremedi...
Sanki yer ayaginin altindan kayiyor gibiydi...Nafile cirpinislar ona
hicbirsey kazandirmiyordu...Dipsiz bir kuyuda dusuyor, dusuyor,
dusuyordu...
*** *** ***
Falador uyandiginda ortalik zifiri karanlikti… Kalbi kut kut
atiyordu…Ne oldugunu hatirlamasi icin birkac dakika gecmesi
gerekti...Sessiz karanlikta hicbirsey goremeden cilginca etrafina
bakiyordu… „
Written by:Emre Aras.
Karanlıkta ne yaptığını bilmeden debelenitor, düştüğü yerden yukarı tırmanmaya çabalıyordu. Elleri tırnakları her yeri ormanda hiç görmediği yıldızsız gecelerden bile daha kara bir toprakla bulanmıştı. Derken uzaklardan ince bi ıslık ve şarkı sesi duymaya başladı. Tanıdık bir melodi değildi daha da garibi bu dili hiç duymamıştı daha önceleri. Sesleri takip etmeye tanıdık kelimeler çıkarmaya çalışıyordu. Sonra bundan vazgeçti ve onuruna dokunsa bile bu kör kuyudan çıkmanın yardımsız imkansız olduğuna karar vererek bildiği tüm dillerde seslenmeye başladı..... cevap hiç gelmedi. sessizlik melodilerin gelmesi gibi yavaşça kayboldu . Gelen son notalar havada asılı kaldı ve titreşerek ormanın karanlığında kayboldu. Artık yalnızdı. Karanlıkta tek başına hiç bir şey görmeden sadece el yordamıyla yön bulmaya çalışıyordu.Yukarı çıkamıyordu. ama düştüğü yerde anladığı kadarıyla hiçte küçük bir delik değildi. Hatta yukarı çıkmaya çalışırken toprak iyice çıkmış usta bir elin eseri olduğunu anladigı pürüzsüz ve ince el işçiliği olan taştan bir duvarı keşfetmişti. Neresiydi burası? Bu lanet karanlık nerden geliyordu. Güneşin bile kollarını uzatamadığı bu yer kimindi yada ne yaşamistı burada?Derken bu sefer tanıdık bir ses kulaklarına gelmişti.
Paasat tı bu kendi kendine konuşuyordu. ormanda" Nerde bu kahrolası kurbagalar kendi kendilerini mi zehirlediler en sonunda. tam da lazım olurken hangi deliğe girdi bu mahluklar?"
Written by:Pınar Yanardağ
Iste! Bu Paasat`in sesiydi! Tam da zamaninda gelmisti!
"Paasat, Paasat!! Buradayim dostum, buradayim!!" Icinde bir sevinc
dalgasi beliriyor, bir kez daha Paasat`in neden en sevdigi dostu
oldugunu anliyordu, ormanin bu kadar derinliklerinde -hem de bir
kuyuda- olmasina ragmen en yakin dostu yine imdadina yetismisti...
Kuyunun basinda bir siluet belirdi, "Paasat, dostum, benim Falador!"
Ama yukaridan hicbir ses gelmedi...Falador nafile seslenislerine
hicbir yanit alamadi...Derken siluet de kayboldu ve Falador yine o
sessiz karanligin icine gomuldu..."Hicbirsey anlamiyordu, neden en
yakin arkadasi ona yardim etmemisti??"
...
Iste gene karanlikta yapayalniz kalmisti, aklini kacirmak uzereydi,
once garip bir dil konusan adam, sonra da Paasat...Hicbiri ona yardim
etmemisti, ama neden?? Artik gunisigini beklemekten baska care yoktu,
sabah nasil olsa bir yolunu bulur, bu lanet olasi yerden cikardi...
...
Aklina cocukluk gunleri gelmisti... Eskiden uc arkadaslardi... O,
Paasat ve Kadahoj...Kadahoj oldu oleli Paasat`la yalniz
kalmislardi...
Aniden ince, kisik bir ses kulaklarina calindi: "Falador... "
Falador kulaklarina inanamiyordu: "Kadahoj?? Tanrim bu sen olamazsin!"
Kisik ve gizemli ses tekrar fisildadi: "Bu benim dostum, bu benim..."
Ses kuyunun basindan geliyordu, Falador kafasini yukari kaldirdiginda
bir isik huzmesinin onunde arkadasini gordu...Artik aklini
kacirdigindan emindi..."Kadahoj?? Ama, ama na... nasil?"
Written by: Pınar Yanardağ
Elinde sonunda bir gun buraya rastilacagini biliyordum dostum.."
Falador saskin, bir o kadar da olen arkadasiyla konustuguna
inanamiyarak, "Kadahoj, tum bunlarda neyin nesi ha? Bu bir ruya mi,
aklimin bana oyunu mu, yoksa bu, bu gercekten sen misin?"
Derinden gelen ses tekrar fisildadi:"Bu benim dostum."
Falador`un sesi artik titremeye baslamisti, su anda yasadiklarina bir
turlu inanamiyordu. "Ben, ben hic hicbirsey anlamiyorum, Tanrim bu
sacmalik da neyin nesi?"
Bu sefer arkadasinin sesi yerine baska bir ses yankilanmisti kuyunun
icinde: daha korkutucu ve daha gur bir ses:
"Bu kuyu yuzyillar once kadim buyucu Mahadsir tarafindan yapildi,
burada dusunden, aklindan, hayalinden gecen herkesi
gorebilirsin...Buraya bazen tesadufen dusenler olur- cogunlukla da
burada olur giderler, cunku kuyu yalnizca secilmislere marifetlerini
gosterir..."
Falador olanlari yavas yavas anlamaya basliyordu...Once onu bu
kuyudan kurtaracak birisinin gelmesini ummustu: ve o garip dili
konusan adam...Sonra en yakin arkadasi Paasat` aklina gelmisti: orada
olmasini ne kadar istemisti...Ve ardindan Paasat`i gormustu...Sonra
da aklina eskiden uc arkadas ne kadar mutlu olduklarini
dusunmustu...Kadahoj olmeden onceki gunleri...Ve karsisinda
Kadahoj'u bulmustu...Sımdı de tum bunlarin neyin nesi oldugunu
soyleyebilecek birinin gelmesini dilemisti...Ve iste karsisinda o
garip adam duruyordu...
Peki o adamin bahsettigi su "secilmisler" de neyin nesiydi???
Written by:Emre Aras;
Ayağakalktı ve sesin geldiği koyu karanlık sularla dolu kuyuya yöneldi. Damarlarında ki asil kan yeniden kabarmıştı. Unutulmuş ırkların en üstünyüdü ırkı ve karanlıktan nede ruhlardan korkardı. “kimdir o benimle konuşan” “ kimdir o cüretkarca aklımdan geçenleri okuyan?” . kuyudaki su durgundu hiç kıpırdamadı. Falador iyice sinirlenmişti ama sakin olması gerektiğinide biliyordu. “kimsin ya da nesin sen” diye son bir kez daha karanlığa haykırdı. Gene hareket yoktu sularda. Aniden bir damla damlamış gibi suda tek bir hareketlenme oldu. Biri dierini isledi dalgaların bir başkası onu... Blok taşlardan oluşmuş çembere kadar sakince birbirlerini takip ettiler ama son damla da çembere vurunca inanılmaz bir ses heryeri çınlattı. Yıkıcı tahrip edici gücü inaılmaz boyutta bir ses...karanlığı deliyor tüm yarıkta ekolanarak faladorun kulaklarında yankılanıyordu. Bu kadar acı bu kadar şiddet hiç hissedilmemiş ve tarif edilemez duygular aklında parçalanıyordu elfin. Dayanmadı kara toprağa dizüstü çöktü elleriyle kulaklarını kapıyordu ama nafile bir uğraştı.Aklı adeta binlerce ok saplanmış gibi sancıyordu. Aniden Ses geldiği gibi kayboldu yarıkta ama kuyunun içinden incecik bir ışık titreşerek hayat buldu karanlığın içinde yerine..” Ne miyim ben?, yazları rengarenk açan çiçeklerde kışın o muazzam yıkımıda benim.Yüce denizlerin ak köpükleri, Karanlıkta ki yıldızların sonsuz ışığı benim. Her yıl yeniden hayat bulan doğa benim her doğan yeni canlı benim. Hayatın ta kendisi ,yaşamın ana kaynağıyım ben.Çok şey değişti bu toprakta,çok yaşamlar heba oldu bu sınırlarda benim için” Yaklaş sana herşeyi göstereyim nasıl oldu neler yaşandı burada ışığa yaklaş ve derinliklerime bak gerçeği ve kaderini gör elfff!” . sert ama yüce bir sesti oluk oluk yarıktan akan. İster istemez boyun eğdiren bir ses. Falador tereddüt etmeden kuyunun yanına yaklaştı ve derin mavi gözleriyle eskilerin en yüce kralarının bile göremediği en dibe baktı.Bir kıvılcım Gibi ansızın tüm hayat gözünün önünden aktı.yıkılan dağlar kurulan şehirler zamanın tozlarına karışan kadim ülkeler ve son savaş.... Birleşik kuvvetlere karşı yapılan son ittifak.Sonra kendini gördü savaşın ortasında yıldırım gibi oradan oraya koşturan gümüş koşum takımlı siyah atının üstünde,yo yoo bu kendi değildi.. böle bişi olmamıştı yaşamında.Atının üstünde kehribar rengi zırhıyla dev lejyonları kumanda ediyordu düşmana karşı.Bu kendi olamazdı sadece bir benzetme olmalıydı.. ama o yay ve o arma gümüş ağacından yapılmış kızıl işlemeli yay ve kıvrımlı kollarıyla altın güneş içinde gümüş hilal arması . Babasıydı bu kişi ama babası, babası sadece ormanda yaşayan sıradan bir elfti.Yalnız ve hiçbir dostu olmadan yaşayan. Hiç biri dostu olmayan? Niye hiçbir dostu yoktu ki babasının niye saklanıyordu ya da neyi saklıyordu dünyadan?
http://www.groups.yahoo.com/group/fantaziyazarlari
*************************
***************
******
*